Mayıs 30, 2026
#Kültür Sanat

Moda dediğin gelir geçer

MÜJDE IŞIL – Gişede hayli ilgi gören “Şeytan Marka Giyer 2” modayı, günümüz medyası ve dijital çağ açısından ele alırken ABD ve Fransa ortak yapımı “Couture/Moda” ise modanın tam kalbine götürüyor seyircisini. Film, Paris Moda Haftası’nda geçiyor. Yolları modada ve Paris’te kesişen kadınların hikâyelerini izliyoruz. Amerikalı yönetmen Maxine, son filmiyle başarılı bulununca Paris Moda Haftası’nın açılış filmini çekme görevini üstlenir. Kendini işine adamışken sağlığıyla ilgili aldığı bir haber tüm planlarını altüst eder. Maxine’in yönettiği açılış filminde Sudanlı model Ada oynamaktadır. Ada, Afrika’daki memlekette zor durumdaki ailesine para gönderirken bir yandan da moda dünyasının şifrelerini çözmeye çalışır. Podyumun arkasında çalışan Fransız makyaj sanatçısı Angèle, başka bir hayalin peşindedir: Yazar olmak. Tanıştığı, makyajını yaptığı mankenlerden yola çıkarak biraz gerçek biraz kurmaca hikâyeler yazar.

“Moda”nın senaristi ve yönetmeni Alice Winocour aşina olduğumuz bir isim. Deniz Gamze Ergüven ile birlikte “Mustang” filminin senaryosunu yazmıştı. Yeni filminde yine kadınların dünyasına, yaralarına, hayata tutunma çabalarına odaklanıyor. Winocour ünlü markaların moda gösterilerine ve perde arkası çalışmalarına özel erişim hakkı elde edip terziler ve diğer çalışanlarla zaman geçirerek “Moda”yı ortaya çıkarmış. Kurmaca olsa da filmin belgeseli anımsatması bu yüzden. Sürekli takip hâlindeki kamera böylece hem moda haftası zamanı yaşanan kaosun ve şatafatın hem de bireysel sorunların belgeleyicisine dönüşüyor.

Pes etmeyen kadınlar

Filmde üç farklı jenerasyondan ve kültürden kadının günlük yaşantısına şahit oluyoruz. Ortak noktaları sorunlarla boğuşmaları ama pes etmemeleri. Maxine, kanser teşhisine rağmen mesleğine de hayata da tutunmaya çalışıyor. Ada kendini de Sudan’daki ailesini de ayakta tutuyor. Angèle ise neredeyse yazarlık tutkusunu köreltecek yorumlara rağmen yazmaya devam ediyor.

Alice Winocour, moda dünyasının şatafatının görünmeyen karakterlerine yani emekçilerine yer vermeyi hedeflemiş. Farklı sınıflardan, yaşlardan ve ülkelerden olsalar da filmdeki karakterlerin hepsi modanın kaymağını yiyen değil, cefasını çeken kişiler. Modanın dikişleri, bu karakterlerin yaşadıkları zorlukları birbirine bağlayan, tamir eden bir metafora dönüşüyor filmde. Yaraların dikiş tutmadığı durumlarda ise seçimlerin sonucunu üstlenen; güçlü ve pes etmeyen kadınlar çıkıyor karşımıza.

Belgesel-kurmaca arasında gidip gelen film, Jolie’nin karakteri dışında seyirciyle arasına mesafe koyuyor. Özellikle Angèle, diğer karakterlerin gölgesinde kalıyor. Senaryo karakter gelişimi açısından derinlemesine ilerlemeyince dramatik çatışma zayıf kalıyor ve karakterlerin mücadelesi seyircide güçlü bir etki bırakmıyor. Moda haftasının finali de bu yüzden estetik ama dağınık bir sona bağlanıyor.

Filmin oyuncularına baktığımızda ise gerçek hayattaki kimlikleri ile “Moda”daki karakterlerinin örtüştüğünü görüyoruz. Maxine’i canlandıran Angelina Jolie de Amerikalı bir yönetmen, Ada rolündeki Anyier Anei de Sudan kökenli bir manken. Angèle rolünde ise korku filmi “Raw” ile tanınan Ella Rumpf var. 

Jolie için kişisel bir film 

Angelina Jolie, “Moda”yı “çok kişisel” ve “film gibi hissettirmeyen film” olarak tanımlıyor. Çünkü Jolie için kanser hep hassas bir konu olageldi. Annesi Marcheline Bertrand’ı 56 yaşında kanserden kaybettikten sonra bu hastalığa karşı daha çok araştırma yapan oyuncu, yaptırdığı testler sonucunda meme kanserine genetik yatkınlığı olduğunu öğrendi. Yüzde 87 gibi yüksek risk karşısında, henüz kanser teşhisi konulmamışken 2013’te önce göğüslerini aldırdı, ardından da yumurtalıklarını… Bu kararlarını The New York Times’ta yayımlanan “My Medical Choice/Tıbbi Seçimim” başlıklı bir makaleyle kamuoyuyla paylaşması, genetik testlere ve kanser taramalarına başvuruların dünya çapında ve ciddi oranda artmasını sağladı.

‘Boombastic’ buluşma

Venedik’te sanat üstü siyaset

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir