ZUMEDYA HABER

#Kültür Sanat

‘Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir’

EFNAN ATMACA – Henüz beş yaşında dâhi bir dedektif Alper Kamu. Onu Alper Canıgüz’ün “Oğullar ve Rencide Ruhlar” romanından tanıyoruz. Bu kez “Cehennem Çiçeği”yle döndü. Kadro Pa’nın geçen yıl düzenlenen 29. İstanbul Tiyatro Festivali için hazırladığı oyunun yazarı Alper Canıgüz, oyunlaştıran Özlem Belkıs ve yöneten Simge Günsan. Kalabalık bir kadro var sahnede ve sahnenin arkasında. Çünkü “Cehennem Çiçeği” içeriği ve mesajıyla dikkat çektiği kadar sahneleme tekniğiyle de farklı bir önerme ortaya koyuyor.

Sahnelemede ‘canlı sinema’, ‘oyuncak tiyatrosu’ ve ‘devised tiyatro’ gibi yaratıcı teknikler bir araya geliyor. Şöyle ki oyuncular minik dekorlarda oyuncaklar vasıtasıyla hikâyeyi anlatıyorlar. Minyatür dünyayı da canlı sinema tekniğiyle perdede izliyoruz. Bu sahneleme fikri tiyatro adına alışılmışın dışında bir yol açmakla birlikte oyunun omurgasını oluşturan ‘adalet sorgulaması’na hizmet ediyor.

Farkı cesareti

Oyunda Alper Kamu, yaşadığı mahalleye taşınan yeni ailenin gizemini çözmeye çalışırken kendi ailesindeki sırları da gün yüzüne çıkarıyor. Kamu ile mahalleye yeni taşınan ailenin Kamu’dan yaşça biraz büyük çocuğu arkadaş oluyorlar. Çocuğun kardeşini öldürdüğü ortaya çıkıyor ama Kamu cinayeti onun işlediğini bir türlü kabul etmiyor. İşin peşine düşüp gerçek suçluyu bulmaya çalışıyor. Onun bu yolculuğu her türlü şiddetin hüküm sürdüğü iklimimizle bir kez daha yüzleşmemizi sağlıyor. Kamu, bu olayın izlerinin peşinde dolaşırken hep bir şeylerin eksik olduğu ve annesi ile babasının hüznünün tüm odalara sızdığı ailesiyle ilgili sırları da öğreniyor. Özünde hepimiz gibi, tüm çocuklar gibi meraklı olan Alper Kamu’nun en büyük farkı cesareti. O yaşamın vereceği acı ya da tatlı tüm cevaplara hazır olarak çıkıyor yola ve öğrenecekleri canını acıtsa da doğrunun peşinden ayrılmıyor.

Adalet, suç, vicdan

Politik sesi çok yüksek bir oyun “Cehennem Çiçeği”. Adalet, suç ve vicdan kavramlarını merkeze alıyor. Üstelik bunu bir çocuğun saf ve temiz bakış açısıyla  yapıyor. Her ne kadar yaşadıkları karşısında Kamu da bitkinliğe düşüp “Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür” dese de onun cesareti ve her zaman gerçek suçu ortaya çıkarıp adaleti sağlayabileceğine dair inancı izleyiciye umut oluyor. İşte burada Günsan’ın rejisi devreye giriyor. Oyuncular sahnede ellerinde minik bebekler, oyuncak arabalar, oyun evlerinin içinde canlandırıyorlar tüm hikâyeyi. Bu hikâyenin politik derdine naiflik katıyor katmasına ama bir yandan da masal dünyalarında bile, en masumların ortamlarında bile güvende olmadığımızı yüzümüze vuruyor. 

Oyun kurmak bir direniştir

“Cehennem Çiçeği”nde sahnede bir oyun kuruluyor. Gerçek oyuncakların olduğu bir oyuna davet ediliyorsunuz. Yepyeni bir dünya kurabilme şansınız olduğunu gösteriyor size. Tıpkı çocukluğunuzdaki gibi. Dürüst, hayal gücünün sınırlarını zorlayan ve toplumsal dayatmalar üzerine kurmak zorunda kalmadığınız bir oyun bu. Dolayısıyla en dürüst, en cesur ve en açık sözlü olduğumuz yıllara götürüyor “Cehennem Çiçeği”. Toplumsal kodların cesaretimize, özgürlüğümüze darbe vurduğunu gösterirken yeniden başlama şansımızın hep olduğunu da hatırlatıyor. Ve oyun oynamanın, oyun kurmanın bir direniş biçimi olduğunun altını çiziyor.

‘Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir’

İşgal altında annelik

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir