
Prof.Dr.İ.Hamit Hancı
2012 yılında Ankara da kurduğumuz Ankara Lobisi olarak, Metin Özarslan,Yılmaz Çağlayan ve Veli Sarıtoprak la beraber
Bir Kampanya Başlatmıştık. Yıllar içinde bir gelişme olmadı.
Ama biliyorduk ki Doğa kendinin olanı eninde sonunda geri alır.
Bu nedenle afet oluşmadan önlem almak için o dönemde bir çok kurum kuruluş stk dan destek alan kampanyamızı ve o dönemde yazdığımız yazıyı hatırlatmak isterim… 2025 Temmuz
Avrupa’da bir çok şehir ırmakların kenarlarına kurulmuştur. Budapeşte, Paris, Frankfurt am Main (Main (nehri) kıyısındaki Frankfurt) .
Tuna, Elbe, Main, Ren, Seine (Sen), Tagus, Po ırmakları ilk akla gelen başlıca Avrupa nehirleridir ve kenarlarında bir çok büyük şehir kuruludur.
Budapeşte nin tam ortasından Tuna nehri geçmektedir.
Amsterdam, Roterdam, Brüksel gibi Irmağı bulunmayan Avrupa’nın bir çok şehrinde bu sorun kanal yapılarak çözülmüştür.
Bilindiği üzere Ankara’nın içinden de bir çok dere ve çay geçmektedir. Hem de tam ortasından.
Avrupa’daki ırmaklar kadar büyük değillerdir belki ama yine de sularını Ankara’nın ortasından sessiz ve gizli bir şekilde taşımaktadırlar. Gizli çünkü hepsinin üzeri kapalıdır.
Günümüzde Ankara Ankara’yı kurak ve susuz bir bozkır kenti olarak bilinmektedir.
Oysa ki Ankara pek çok akarsu tarafından çevrelenen bir şehirdir.
Hatip Çayı (Kayaş) , Çubuk Çayı, İncesu Deresi, Dikmen Deresi, Kavaklıdere, Hoşdere, Kirazlı Dere, Büyükesat Deresi, İmrahor Deresi, Bülbülderesi, Bademlik Deresi, Kıbrıs-Kusunlar Köyü Deresi, Kutludüğün Deresi, Mekel Deresi, Balaban Deresi, Hacı Kadın Deresi, Bayındır Deresi. Ankara daki akarsuların başlıcalarıdır.
Tıpkı Kepir, İğdeli, Macun, Ergazi, Söğütlü gibi.
Bu dereler şehrin farklı noktalarında buluşarak önce Hatip ve Çubuk Çaylarını, sonra da diğer katılanlarla birlikte Ankara Çayı’nı oluşturur, Sincan ve Polatlı’yı geçerek Sakarya Nehri’ne kavuşurdu… (Ankara Çayı , Çubuk ve Hatip Çaylarının Etlikte birleştikten sonra aldığı isimdir)
Ankara dereleri tarihte zaman zaman taşarak eski Ankara’nın çevresinde, bugünkü Yenişehir’in bulunduğu geniş havzada bataklık ve çayırlık alanlar oluşturmuştur…
Beypazarı nda şehrin tam ortasından geçen üstü kapatılan Mundarcı deresini de unutmayalım.
Eskiden bu dere ve çayların üzerlerinde köprüler kurulmuştur. ; Kolej köprüsü, Tuna Köprüsü, Harbiye köprüsü. Kaç kişi anımsıyor.
Cumhuriyet’in başlarında ve hatta 1960 ve 70’li yıllara kadar Kayaştaki Hatip Çayı çevresi Ankaralıların en önemli mesire alanı olmuştur.
Hatip çayı, yüzyıllarca Ankara Kalesi ile Hıdırlık Tepesi arasındaki vadiden kıvrılarak Dışkapı’dan ovaya açılmıştır. Yağmurun bol olduğu mevsimlerde bendine sığmayan Hatip Çayı şehrin sayılı yeşil alanlarından ve ağaçlıklı semtlerinden biridir.
Daha sonra ları Hatip Çayı’nın üzeri tümden kapatılarak, Dışkapı’yı Cebeci’ye bağlayan günümüzdeki yol yapılmıştır.
Ankara’nın sayılı mesire yerlerinden biri Bentderesi’dir. Bentderesi yeşil ve ağacı bol ve suyu olan bir yerdir.
Normalde yakın tarihe kadar Ankara’nın dört ana yönünde yoğun su kaynakları mevcuttur.
Kuzeyde Çubuk Çayı; Güneyde ise Mogan ve Eymir Gölleri ile Balaban Çayı… Şehrin Doğu’sunda Hatip Çayı , Bentderesi ve Hacıbayram Mahallesi’ne kadar devam eder.
Şehrin Batısında ise Ankara’nın tüm küçük su damarlarının birleştiği Ankara Çayı , Akköprü’ye kadar devam eder.
Akköprü, yüzlerce yıl kentin Batı kapısı işlevini görmüştür.
Köprübaşı ise avlu girişi olmuştur.
Zamanla kent düzensiz bir şekilde büyüdükçe dereler küçülmüş, suyu besleyen alanlar kirletilmiş, kentin atıkları derelere verilerek bu akarsular tümden imha edilmiştir.
Bu kez de ortaya kirlenmiş , koku saçan dereler sorunu çıkmıştır.
Bu sorunda dereleri gizlemekle örtülmeye , ötelenmeye çalışılmıştır.
Bugün Ankara, altından akan onca dereye rağmen susuz, kuru bir bozkır şehrine dönüşmüştür
Sularının üzerinde betonlar , demirler yükselmektedir.
Şehir yaz aylarında kavrulmaktadır.
Ankara öldürüp gömdüğü derelerinin üzerinde kuru bir şehir olarak oturmaktadır.