Mayıs 30, 2026
#Kültür Sanat

Cannes’da perde açılırken

Doç. Dr. Efe Sıvış – 79. Cannes Film Festivali daha ilk gününden bilindik büyüsünü kurdu: La Croisette Bulvarı boyunca Carlton, Martinez ve Majestic otelleri önünde ağır ağır akan festival sponsoru BMW’nin yeni 7 seri araçları, Palais des Festivals’in 24 basamağındaki kırmızı halı, La Môme’daki akşam yemeklerin, Mademoiselle Gray Plage’ın gün batımı masaları ve Baoli’nin partileri…

Cannes zaten hiçbir zaman yalnızca film izlenen bir yer olmadı; burası aynı anda festival, film pazarı, yıldız geçidi ve Fransız Rivierası’nın yüksek kültürle tatil rehavetini birbirine karıştıran en ‘bona fide’ buluşma noktası.

Bu yılın açılış filmi Pierre Salvadori’nin “Elektrikli Venüs”üydü. 1920’ler Paris’inde uyanık bir sanat simsarının, naif bir ressamı dolandırma sürecinde kendiliğinden filizlenen bir aşk hikâyesini anlatıyor. Tempo düşük film güzeldi.

Festivalin açılış toplantısında jüri başkanı efsane yönetmen Park Chan-Wook tam bir ters köşe yaptı: “Sanat ile politikanın birbirinden ayrılması gerektiği fikri bana tuhaf geliyor” dedi. Bu sözleri duyunca hemen aklıma Berlinale’de Wim Wenders’ın sözleri geldi: “Sinemanın politikadan uzak durması gerekir.” Hakikaten de Cannes jüri başkanı, Berlinale jüri başkanına zımnen laf çakıyordu. Cannes’ın ilk günündeki en önemli nüans buydu.

Gazze meselesi de salondaydı. Senarist Paul Laverty, Hollywood’da Gazze için ses çıkaran oyuncuların işlerinden edilip parasızlıkla sınanmalarını eleştirdi. Yeminli Trump muhalifi Jane Fonda’nın açılışta sinemayı bir “direniş eylemi” olarak düşünmeye çağırması da aynı damara oturuyordu. Tarih tekerrürden ibaret değil ama bazen kafiye yapar. Cannes, yıllar yıllar önce Mussolini’nin Venedik Film Festivali’ne karşı, özgür dünyanın festivali olarak tasarlanmıştı.

Yapay zekânın ekmeğini elinden alacağından sadece muhasebeciler ya da çağrı merkezi elemanları değil. Demi Moore da AI konusunda vesveseli. Moore, törende bu savaşı kaybedeceklerini söyledi. 

Hollywood stüdyoları büyük ölçüde burada değil. Universal, Disney, Warner gibi devlerin Avrupa festivallerine mesafesi, ABD-Avrupa geriliminin yalnızca siyasette değil sinemada da yaşandığını gösteriyor. Cannes’da film yalnızca perdede değil; lobilerde, plaj restoranlarında, yat güvertelerinde ve gece yarısından sonra çalan müziklerde de devam ediyor. Adriatique, Black Coffee ve &ME gibi çağımızın meşhur DJ’leri müzikler çalıyor.

Yani Cannes yalnızca sinemanın değil, küresel kültür ekonomisinin de en parlak vitrinlerinden biri. Gündüzleri Park Chan-Wook sanat ile siyasetin ayrılmayacağını söylüyor, Demi Moore, yapay zekânın yaratıcı emeği nasıl tehdit ettiğini tartışıyor. Geceleri ise aynı insanlar Riviera’nın en şık masalarında, müziğin ritmiyle yeni tanışıklıklar ve yeni hikâyeler kuruyor. Fransız Rivierası’nda hayat böyle akıyor.

 

Geçmişten bugüne Levanten mirası

Şerefiye Sarnıcı’nda ‘derinden sesler’

Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir