SERAY ŞAHİNLER – İGA İstanbul Havalimanı, sanat ile kamusal alanı buluşturan projelerine bir yenisini daha ekledi. “İGA ART Sanat Projeleri Yarışması”nın kazananı olan sanatçı Hayri Karay’ın iki parçadan oluşan ve 37.7 metre yüksekliğe ulaşan hareketli heykeli terminalin kalbinde izleyiciyle buluştu. Dünyanın dört bir yanından gelen yolcuları karşılayan heykel, Anadolu’nun çok katmanlı kültürel mirasını modern bir ışık ve gölge kurgusuyla görünür kılıyor.
Aynalı yüzeyleriyle terminalin dinamizmini çoğaltan heykel, ışık ve gölge arasındaki ilişkiyi temel bir yapı unsuru olarak kullanarak izleyiciyi sürekli yenilenen estetik bir deneyime davet ediyor. Hayri Karay ile hem üretim sürecini hem eserin felsefesini konuştuk…
■ Eserinizde vurguladığınız ‘izleyiciyle birlikte yeniden kurulan anlam’ fikri sizin sanat pratiğinizde nasıl şekillendi? Bu yaklaşım sizin için ne ifade ediyor?
Benim için sanat, tekil ve sabit bir anlamın aktarımı değil; aksine, izleyiciyle birlikte sürekli yeniden kurulan bir düşünme alanı. Üretim pratiğimde uzun süredir nesnenin kendisinden çok, onun yarattığı algı, çağrışım ve boşlukla ilgileniyorum. İzleyicinin bakışı, eseri tamamlayan son katman hâline geliyor. Bu nedenle anlam, benim tarafımdan belirlenmiş bir sonuç değil; her karşılaşmada yeniden üretilen, çoğalan ve bazen de çelişen bir süreçtir. Bu yaklaşım, sanatın otoritesini tekil bir merkezden çıkarıp çoğul bir deneyime açma isteğimle doğrudan ilişkili.
■ İGA İstanbul Havalimanı gibi sürekli hareket hâlindeki, farklı kültürlerden insanları buluşturan bir mekânda üretim yapmak, heykelinizi kurgularken sizi nasıl etkiledi?
İGA İstanbul Havalimanı, durağan bir izleme deneyiminden çok, geçiş hâlinde bir algıyı zorunlu kılan bir mekân. Burada izleyici çoğu zaman eserin karşısında durmaz; içinden geçer, yanından akar. Bu durum, heykelin tek bir perspektiften değil, hareket içinde sürekli değişen açılardan algılanmasını gerektirdi. Dolayısıyla formu, sabit bir kompozisyon olarak değil; zamana, harekete ve akışa açık bir yapı olarak düşündüm. Farklı kültürlerden gelen izleyicilerin kendi birikimlerini esere taşıyacak olması da anlamın çoğullaşmasını doğal olarak güçlendiren bir unsur oldu.

■ Eserinizin sabit bir anlam taşımaması ve her izleyiciyle yeniden kurulması fikri, sizin sanatçı olarak kontrol ve yorum arasındaki dengeye bakışınızı nasıl yansıtıyor?
Sanatçı olarak tüm kontrolü elinde tutma fikrinin, günümüz dünyasında karşılığı olduğunu düşünmüyorum. Benim için önemli olan, bir çerçeve kurmak ama o çerçevenin içini izleyicinin deneyimine açık bırakmak. Elbette form, malzeme ve kurgu benim kararlarımla şekilleniyor; ancak anlamın tamamlanması sürecinde geri çekilmeyi tercih ediyorum. Bu, bir kayıp değil; aksine eserin yaşam alanını genişleten bir durum. Kontrol ile yorum arasındaki dengeyi, kesinlikten çok olasılıklar üzerinden kuruyorum. Çünkü sanat, bana göre, kesin cevaplardan çok güçlü sorular üretme alanıdır.
‘Anadolu bir hafıza merkezi’
■ Anadolu’nun kültürel katmanlarını ışık ve gölge üzerinden yorumlama fikri nasıl ortaya çıktı? Ve bu fikir eserinizde nasıl karşılık buldu?
Anadolu, üst üste binmiş tarihsel katmanlardan oluşan çok yoğun bir hafıza alanı. Bu katmanları doğrudan temsil etmek yerine, daha soyut ve zamansız bir dil aradım. Işık ve gölge, tam da bu noktada devreye girdi; çünkü ikisi de hem varlık hem yoklukla, görünürlük ve gizlilikle ilişkili. Eserde kullandığım yüzeyler ve boşluklar, ışığın gün içinde değişen açılarla kırılmasını ve gölgelerin sürekli dönüşmesini sağlıyor. Böylece yapı, sabit bir anlatı kurmak yerine, günün her saatinde farklı bir ‘okuma’ imkânı sunuyor; tıpkı Anadolu’nun kendisi gibi, tek bir zamana ya da yoruma indirgenemeyen bir yapı.
Düşünsel sınırları zorluyor
■ 37.7 metre gibi anıtsal bir ölçekte ve hareketli bir heykel üretmek teknik ve kavramsal olarak size nasıl bir ifade alanı ve biçimi sundu?
Bu ölçekte çalışmak hem fiziksel hem de düşünsel olarak sınırları zorlayan bir deneyimdi. 37.7 metre, izleyiciyle kurulan ilişkiyi doğrudan etkileyen bir boyut; çünkü artık eser sadece bakılan bir nesne değil, içinde bulunulan bir çevre hâline geliyor. Hareket unsuru ise bu ölçeği statik bir ağırlıktan kurtarıp canlı bir organizmaya dönüştürüyor. Teknik olarak ciddi bir mühendislik süreci gerektirdi; ancak kavramsal olarak bana, zaman, değişim ve dönüşüm üzerine daha güçlü bir dil kurma imkânı verdi. Heykel böylece sadece mekânda yer kaplayan bir form değil, zamanla birlikte var olan bir yapı hâline geldi.

İGA ART Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gülveli Kaya, İGA İstanbul Havalimanı Mülki İdare Amiri Doç. Dr. İlker Haktankaçmaz, Sanatçı Hayri Karay, İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Selahattin Bilgen.

