
Mercier, güzellik anlayışının yıllar içinde neredeyse hiç değişmediğini belirtiyor. Ona göre amaç kusurları tamamen gizlemek değil, kişinin kendisinde sevdiği özellikleri öne çıkarması. Doğal görünümün her zaman daha güçlü bir etki yarattığını vurgulayan Mercier, yüzün karakterini silen ağır uygulamalardan uzak durduğunu ifade ediyor.

‘Kendinizde sevdiğiniz şeyleri bulun’
Mercier, gençlik yıllarında özgüven eksikliği yaşadığını ve uzun süre görünüşüyle barışmakta zorlandığını anlatıyor. Makyajın onun için sadece estetik bir araç değil, aynı zamanda bir ifade biçimi olduğunu söylüyor. İnsanların sürekli kusurlarını düzeltmeye çalışmak yerine, beğendikleri özelliklerine odaklanmaları gerektiğini belirtiyor.
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin

Ünlü makyaj sanatçısı, gözlerin daha belirgin hale getirilmesi ya da kişinin yüzünde sevdiği bir bölgenin ön plana çıkarılmasının bile özgüven üzerinde büyük etkisi olduğunu aktarıyor. Ona göre gerçek değişim, aynaya bakarken eksikleri değil güçlü yanları görmeye başladığınızda gerçekleşiyor.

Ağır makyaj yerine doğal görünüm
Yıllardır savunduğu güzellik anlayışının merkezinde doğal görünüm yer alıyor. Mercier, yüzü tamamen kapatan yoğun makyaj yerine hafif ürünlerle cildin doğal dokusunun korunmasını öneriyor. Özellikle ilerleyen yaşlarda fazla kapatıcılık sağlayan ürünlerin yüz hatlarını sert gösterebildiğini söyleyen Mercier, makyajın kişiyi maskelemek yerine canlandırması gerektiğini vurguluyor. Kendisine göre genç görünmenin yollarından biri de cildin canlılığını tamamen örtmemek.

Yaş aldıkça makyaj alışkanlıkları değişmeli
Mercier, yaş ilerledikçe bazı küçük değişikliklerin önemli hale geldiğini söylüyor. Daha açık tonların tercih edilmesinin yüzü daha aydınlık gösterdiğini belirten ünlü isim, koyu renklerin ise zaman zaman sert ve yorgun bir ifade yaratabileceğini ifade ediyor.

Ayrıca ilerleyen yaşlarda cildin daha fazla kuruma eğilimi gösterdiğini hatırlatarak yoğun pudra kullanımının cildi olduğundan daha yaşlı gösterebileceğini aktarıyor. Kaşların zamanla seyrelmesi nedeniyle kaşların belirginleştirilmesinin de yüzü daha dinamik gösteren detaylardan biri olduğunu ekliyor.

Mercier’nin dikkat çektiği bir diğer konu ise cilt bakımında sadelik. Günümüzde onlarca adımdan oluşan rutinlerin popüler olduğunu ancak bunun her zaman gerekli olmadığını söylüyor. Asıl önemli olanın istikrar olduğunu belirten Mercier, cildin her gün düzenli şekilde temizlenmesini ve ihtiyaçlarına uygun ürünlerle desteklenmesini tavsiye ediyor. Özellikle güneş koruyucunun yıllardır vazgeçmediği ürünlerden biri olduğunu ifade ediyor.

Cilde dokunmak bile fark yaratabiliyor
Mercier, ürünlerin içeriği kadar uygulama şeklinin de önemli olduğunu belirtiyor. Cilde nazik masaj yaparak ürünleri yedirmenin dolaşımı desteklediğini ve yüzün daha dinlenmiş görünmesine yardımcı olduğunu söylüyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar da yüz masajlarının kısa süreli de olsa kan dolaşımını artırabildiğini ve cilde daha canlı bir görünüm kazandırabildiğini ortaya koyuyor.

Beslenmede katı kurallar yerine denge
Mercier, yıllar içinde beslenme konusunda da daha dengeli bir yaklaşım geliştirdiğini ifade ediyor. Aşırı kısıtlayıcı diyetler yerine sürdürülebilir seçimler yapmaya çalıştığını söylüyor. Sebze ağırlıklı öğünleri tercih ettiğini anlatan Mercier, güzellik ve sağlığın yalnızca dış görünüşten ibaret olmadığını vurguluyor. Kişinin kendisini enerjik hissetmesinin de genç görünüm üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirtiyor.

‘Yaşlanmayı durdurmaya çalışmıyorum’
Mercier’nin en çok konuşulan açıklamalarından biri ise yaşlanmaya bakış açısı oldu. Kırışıklıkları ya da zamanın bıraktığı izleri sevdiğini söylemediğini ancak bunları kabul etmeyi seçtiğini ifade ediyor. Genç görünmenin peşinde koşarken kişinin kendi kimliğini kaybetmemesi gerektiğini vurgulayan Mercier, güzelliğin kusursuz görünmekten değil, kişinin kendisini olduğu gibi taşıyabilmesinden geçtiğini belirtiyor. Ona göre yıllar geçtikçe değişen yüz hatları, yaşanmışlıkların bir parçası. Asıl önemli olan ise bu değişimi korkuyla değil, özgüvenle karşılayabilmek.

